Gündem

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk: Daha çok kadrolu öğretmen atayarak öğretmen açığını gideceğiz

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okullarda matematik, tarih, coğrafya gibi derslerin zorunlu olup olmayacağı, öğretmen atamaları ve özel okullarda yeni düzenlemeye ilişkin çok önemli konularda açıklamalarda bulundu.

“DAHA ÇOK ÖĞRETMEN ALARAK EĞİTİM AÇIĞINI KAPATACAĞIZ”

600 binin üzerinde eğitim fakültesi mezunu, fen edebiyat fakültesinden mezun olmuş, öğretmenlik formasyonu kursu almış kişiler, iletişim fakültesi, iktisat fakültesi mezunu yüzbinlerce, idari birimlerle ilgili yüz binlerce mezunumuz var. Mühendislik, eğitim fakültesi mezunlarımız var. Arkadaşlarımız haklı olarak ‘biz de atanmak istiyoruz’ diyor. Mühendis, iletişim mezunları da atanmak ister. Öğretmenlerimiz bunun nominasyonunu adını, dönüştürerek çaba gösteriyorlar, hepsi hayat kurmak istiyor. Türkiye’nin öğretmen açığı var. Şu anda ücretli öğretmenler marifetiyle açığı kapatmaya çalışıyoruz. Sözleşmeli öğretmen ilk 4 sene kadroya geçmeden önce belirli bölgelerde nasıl ordu mensupları, hakim, savcı, polis için mecburi hizmet vardır, benzer şekilde mecburi hizmeti var. Ondan sonra eş durumu, tayin isteme hakkı doğuyor. Bu formasyon kursunu kaldırdık.Atanamayan diye nitelenen öğretmen adaylarımızın sayısının artarak gelmemesi için eğitim fakültelerin kontenjanlarını yüzde 10 daralttık. Kim öğretmenlik sınavını, KPSS sınavını kazanmışsa formasyonu ücretsiz vereceğiz. Daha çok kadrolu öğretmen atayarak öğretmen açığını gideceğiz. Ama 1 milyon öğretmen ataması mümkün değil.

“ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİMİZİN BAZI SIKINTILARI VAR”

Planladığımız hayata geçirmeyi düşündüğümüz, çalıştığımız durum sözkonusu. Ücretli öğretmenlerimiz bazı sıkıntılar yaşıyorlar. Önemli olan problemi çözme inisiyatifimiz ve beklentimiz, girişimimiz.

“ÖĞRETMENLİĞİN KURUMSAL VE KAVRAMSAL DÖNÜŞÜMÜ ŞART”

Küresel olarak baktığımızda eğitim paradigmal bir dönüşüme gidiyor. Bütün bunlar eğitimi bugünden tezi yok dönüştürmek gereksinimi ortaya koyuyor. Türkiye’nin de bütün dünyanın sorunu enformasyon bombardımanı. Bizim parlayen nesne sendromu dediğimiz sürekli olarak birşeylerin parlaması, odağın kaybolması, enformasyon bombardımanına rağmen bilgi üretiminde problem olması. Bilginin de ömrünün sürekli yarılanması bütün dünyanın problemi. Öğretmen yetiştirme elbette tarihsel bir problem bizim ülkemizde. Zamanın ruhu dediğimiz şey, yani önceden şu yapılmamış, bu yapılmış meselesi değil. Herkes 1,2,3’ünü yaparsa biz ilerleyemeyiz, 4,5,6 demesi lazım. Öğretmen meselesini kurumsal ve kavramsal olarak da dönüştürmemiz lazım. Bu anlamda YÖK’le işbirliğimiz var. Belirli eğitim fakülteleri pilot olarak alıp uygulamasının yüksek olduğu, doğrudan doğruya eğitim sisteminin sahadaki yansımalarını dikkate alan bakış açısıyla girişimiz başladı.

“HAYAT İLE EĞİTİM BİRBİRİNE ÇOK YAKIN”

Öğretmen yetiştirmede de yeni ufka ihtiyacımız var. Türkiye’de öğretmen yetiştirme damarı var. Bunun üzerine inşa edebiliriz. Bu bizim öz malımız, kendi geleneğimiz. Zaman zaman istismar edilse de bu toplumun değerlerini dikkate almayan uygulamalar olsa da önemli olan metoddur. Bizim öğretmen yetiştirme konusunu kitlesel olandan kişisel olana da dönüştürmemiz lazım. Fabrika yemeği ile anne yemeği arasındaki fark neyse odur. Öğretmen yetiştirmede şahsiyet çok önemli. Çocuk güçlü bir şahsiyet görürse ondan etkilenerek kişiliği değişir, dönüşür. Eski tecrübelerimizi dikkate alan, uygulamalı ders oranı çok olan. Son kapatılan öğretmen okullarında yüzde 50 civarında uygulamalı eğitimler var. Eğitim ve hayat birbirine çok yakın.

“İŞ GARANTİLİ MESLEK OKULLARI AÇIYORUZ”

İthalat analizine baktığmıızda ahşap oyuncak ithalatımız var okulumuz yoktu. Okul açtık. Futbol hakemliği ile ihtiyaç var okulunu açıyoruz. Çim teksiyenliği yılda 1500 ihtiyaçtan bahsediyor sektör, bunun okulunu açıyoruz. İTÜ’nün içine okul açtık. Yapılagelen birçok uygulama, çok pahalı makinalar var, o zaman fabrikanın içi okul olsun dedik, mevzuatımızı değiştirdik. Sektörle tamamen uyumlu haldeyiz. Büyük bir patlama var. Sadece 2 ayda çıraklık eğitim veren kurumlarda yüzde 67 artış oldu. Son 10 yılda 29 patent çıkaran meslek okullarımız var. Meslek okullarımızı artık sanayinin sektörünün içine birebir koyuyoruz. Mesleki eğitimdeki öğretmenlerimizin tamamının becerilerini bugünün becerilerini örtüştürmek için diyelim ki havacılık sanayi ile havacılık okullarımızı ilişkilendirdik. İş garantili okullar açıyoruz. Hepsi bu çağın beklentilerine uygun. Hastanenin içine yaşlı ve hasta bakımı okul açıyoruz. Bunların tamamı iş garantili. 200’e yakın otelin içine okul açmak gibi bir talep var.

“İNSAN YETİŞTİRMEK YERİNE SINAVA ADAM HAZIRLIYORUZ”

Stratejimiz zayıf okuldan merkeze doğrudur. Meslek okullarındaki hamilik, kardeş okullar meselesi. Tasarım becerisi atölyesi açtık imkanı zayıf olan okullara. Zayıf olan okula temel katkıyı sağlamazsak aradaki fark giderek açılıyor. Giderek farkın azaltılması riskini azaltmış oluyoruz. Tasarım beceri atölyesi bizim yaklaşımımızın ana eksenlerinden bir tanesi. Türkiye gibi ülkelerde sınav çok baskın. Okullar arasındaki fark yüksek. Herkes belli okullara gitmek ister. Sınavın baskısı arttığınrda eğitim insan yetiştirmek yerine sınava adam hazırlamaya çalışır. Tasarım beceri atölyesi sınav sistemi içerisinde a, b, c işaretleyen, hayatı kuşatmakta zorlanan nesillere yol açıyor. Misafir olduğunda çıkmıyorlar, soru çözüyorlar, sınava hazırlanıyorlar. Değer sbistemini aktarmakta zorlanıyoruz.

“BİZİM BU KONUDA GELENEĞİMİZ VE DAMARIMIZ VAR”

Eğitim kavramsal olarak mutabakat ister. Bir ülkenin ortak hayali yoksa, ortak ideali, ortak hedefi yoksa eğitim milletleşme sürecini ortaya çıkaramaz. Bu anlamda bahsettiğiniz ülkelerin öğrenci başına harcadığı para 10 bin doların üstünde. Çin buna dahil. Çin’in PISA skoru, ülkenin belli bölgeleriyle ilgili, bütünüyle değil. Türkiye’nin 3 bin dolara yaklaşan bir harcaması var. Mesele mutabakat ve milletin ortak paydasını güçlendiren bir yaklaşım, eğitim felsefesi önemli. Bu anlamda Güney Kore bambaşka bir disipline sahip. İnsan doğasını daha azdikkate alan sistem. Oturup soru çözmekle uzmanlaşmış bir sistematik var orada. Finlandiya daha insan doğasına saygı gösteren yaklaşımı var. Biz öyle mi, böyle mi olalım meselesi değil. Bizim zaten damarımız ve geleneğimiz var. Ben pratik adamıyım.Yıllarca sınıfın içerisinde bulunmuş ve hepsinin pratiğini bilen, geliştiren, danışmanlık, akademisyenlik yapan birisiyim. Şu anda beklentimiz bu altyapıyı belli bazı oluşturacak şeye sahip olmak. Okullar arasındaki farkı azaltmak, imkan ve öğrenme farkı.

“DİL DE BAŞARILI OLAMAZSA MATEMATİKTE DE BAŞARISIZ OLUR”

PISA’ya baktığımızda çok nitelikli bir araştırma. Gerçekten bilimsel değeri çok yüksek. Bir taraftan baktığımızda da şunu fark ediyoruz. Bir ülkenin eğitim sistemi, insan sadece bilişsel becerilerinin akıl yürütme, tahmin becerisi vesaire gibi 6-7 beceriyle mi ilgilidir ki bütün eğitim sistemi. O yüzden PISA güzel bir hazırlık yapıyor şu anda. Sosyal, duygusal becerilerle ilgili çalışma başlattılar. Biz de bu çalışmanın bir paydaşıyız. Türkiye’de bunun ülke bazlı tek temsilcisiyiz dünyada. Bu çalışmaya dahil olan. Önümüzdeki süreçte PISA sosyal doygusal becerileri dikkate alan sınav ya da araştırma yapacak. Bu anlamda aralık ayında PISA’nın sınavının sonuçlarının açıklanmasıyla ilgili. Muhtemelen daha iyi sonuçlar gelecek. Daha da iyi olacağımız süreç geliyor önümüzde. Bu farkı azalttıkça, temel beceriler gelişmeye başlıyor. Okuduğunu anlama becerisi. Okuduğunu anlamıyorsa fen de, fizik de yapamıyor. Gördük ki belli çocuklarımız ciddi dezavantajlı. İyileştirme Eğitimi Programı hazırladık. Onbinlerce çocuğu özel eğitime aldık. Şimdi bunu daha da büyütüyoruz bu sene. Çok başarılı oldu.

“COĞRAFYA, TARİH, MATEMATİK KESİNLİKLE SEÇMELİ OLMAYACAK”

Çok net olarak söyleyeyim, matematikte seçmeli ders olacak dediler. Böyle bir şey yok. Tarih seçmeli değil. Aksine mevcuttan daha fazla öğretim geliyor. Tarihi coğrafyada geçen, yemeğin, giyisinin, mekanların olduğunu mekansal hadise olarak görüyorum. Meseleyi bildiğimiz tarih anlamında zorunlu ders olarak devam ettiriyoruz. Lise 1’de sosyal bilimler dersi var. Tarih, coğrafya, mimari yekpare veriliyor. Niye anlam temeli oluşsun diye? Bütün bunları bütünsel algılamakla ilgili tarihe bakıştaki 100 yıllık değişim,dönüşüm neyse. Bu anlayışın dünyada gidişatını görüyoruz, Türkiye’nin de bundan yararlanması lazım. Tarih dersimiz kaldırıldı, isteyen alacak, isteyen almayacak, matematik seçmeli olacak, bu net bi şekilde yok.

“ÖĞRENCİLERLE İLGİLİ ALTYAPI BİLGİ SİSTEMİ OLUŞTURULDU”

YÖK nasıl ilkokul, ortaokulla ilgilideğerlendirme yapmıyorsa biz de yükseköğretimle ilgili değerlendirme yapmıyoruz. YÖK’te güzel çalışmaları görmekten mutlu oluyoruz. Açıklar meselesi sadece YÖK’ün problemideğil. Ortaöğretimin de problemi. Biz çocuklarımızın üniversite sınavını kazandığı ama ertesi sene tekrar sınava girdiği bir durum yaşıyoruz. Biz çocuk kendisini tanısın, yükseköğrenimde nereye girmesiyle ilgili bilgi alsın. Okul öncesi ilkokul, ortaokul, lisede bir çocuk ne yaptıysa, hangi başarıyı göstermiş, hangi kursa gitmiş, olimpiyatlarda, sanatta ne yapmış, bunun kaydını tutuyoruz. 2 Eylül’de başladık. Bununla ilgili sistemin altyapısı bitti. Öğrencilerimizin tamamının becerisi, ilgisi, sosyal, duygusal özellikleri hangi boyutlar varsa altyapısı kuruldu ve kayıt başladı.

“BUGÜNÜN İLKOKUL ÇOCUKLARI İNSAN BEYNİNE YAZILIM YÜKLEYECEK”

Transdisipliner anlayışı ilkokul için düşünüyoruz. Çocuk tarihi almalı çünkü kimlik inşası için çok önemli. Bu toprakların çocuğu anlaması açısından. Fakat metodun güncellenmesi lazım. Üniversitelerdeki tekamül ve basamaklandırma eğitim sisteminin tamamı için dönüşümdür. Diyelim ki Avustralya’da ortaokula baktığınızda disiplinlerarası mantığı görürsünüz. Türkiye bütün dünyadaki 2030’ların sonunda tarım, sanayi, bilgi toplumundan sonra insan beynine yazılım yüklenecek, damarlarımızda yüzlerce nano robot dolaşacak. Bu dönemin çocukları bugün ilkokulda oranlar. Onun için bu dönüşümün bu şekilde paradigmal olması gerekiyor. Mevcut öğretmenlerimizin özlük haklarında asla problem yaşatmayacağız. Bir kişi 1 saat fizik alacağına niye 4 saat almıyor? Biz hamasetle, nutukla bir yere varamayız. Akılla, bilimle, ahlâk telakkisiyle bir yere varabiliriz.

“ÖZEL OKUL AÇMANIN ŞARTLARINA DAİR DÜZENLEMELER GELİYOR”

Özel okullardaki öğretmenler de bizim öğretmenlerimiz. Bu okullarla ilgili çalışma, inceleme aylardır sürüyor. Birtakım girişimler de yapıldı. Biz bakanlık olarak şirketlerin finansal sorunları vs. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgi alanı içinde değil. Ancak alınması gereken tedbirler konusunda ilgili taraflarla görüşmelerimiz var. Bu tür durumların ortaya çıkmaması için tedbir paketi hazırladık.Bir okul açmanın şartlarına dair yeni düzenlemeler geliyor. Sektör temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

“DIŞARIDAN MÜFREDAT VERİLMESİ ÇOCUĞUN DOĞASINA AYKIRI”

İdeoloji ne demek? Pozitivizm veya propogandist anlayışsa elbette bunun sonu yok. İnsanın haysiyetine, şerefine, mahlukat olarak yaratılışına hürmet etmek gerekiyor. Müfredat dediğimiz şey her çocuğun yaratılışında var olandır, fertten gelir müfredat. Dışarıdan paket müfredat verildiğinde bu insan doğasına aykırı. İdeolojiler dönemsel şeylerdir, belli çağlarda normatif yapılardır. Bizim hizamız insanın temel varlığıyla hizamız var. Toplumsal ve bireysel olanı dengeleyerek yol alabiliriz.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı